Flash

6/recent/ticker-posts

KRALDA OLSAN, İŞÇİDE,TÜM ÇABAN BİR TAS ÇORBA İÇİN DEĞİL Mİ?



 

SUNUM DEĞİŞİR, MERCİMEK AYNI

Sofradaki çorbanın sürekliliği için sürdürülebilir üretim ve tarımsal yönetişim vazgeçilmezdir.

Ne kadar zengin olursan ol, akşam sofrana gelen şey yine bir tas çorbadır. Sadece sunum değişir, porselenin rengi, masanın örtüsü, kaşığın ağırlığı, salonun ışığı değişir. İçindeki ise çoğu zaman aynı hakikattir, mercimektir. Yani toprağın, suyun, emeğin ve zamanın bir araya gelmesiyle oluşan o sade, besleyici, hayata tutunduran çekirdek. Tarım Savunuculuğu diliyle baktığımızda, bu cümle bir duygu cümlesi değil, bir sistem gerçeğidir. Çünkü insanın temel ihtiyacı değişmez. Değişen sadece o ihtiyaca erişimin kalitesi, sürekliliği ve güvencesidir.

İşte mesele tam da burada başlar. Mercimeğin kendisi bir ürün değildir, bir gıda güvenliği göstergesidir. Bir ülke, bir şehir, bir aile, mercimeği sürdürülebilir şekilde üretebiliyor mu. Üretebiliyorsa erişilebilir fiyatla sofraya taşıyabiliyor mu. Taşıyabiliyorsa bunu her yıl, her sezon, iklim baskısı arttığında da yapabiliyor mu. Tarım Savunuculuğu, tam olarak bu üç sorunun peşinden gider. Çünkü biz biliyoruz ki sofraya gelen çorba, sadece mutfakta kaynamaz. Çorba, tarlada başlar, tohumda başlar, sulama kararında başlar, gübre ve ilaç kullanımındaki doğrulukta başlar, hasat sonrası kayıpları azaltan depoda başlar, lojistikte başlar, pazarda başlar.

Bu yüzden tarımsal faaliyetler vazgeçilmezdir. Tarım, romantik bir hatıra değildir, bir kalkınma aracı olmanın ötesinde bir ulusal güvenlik katmanıdır. Bugün mercimeğin sunumu değişebilir ama mercimeğin üretimi aksarsa, sunumun hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü üretim yoksa fiyat istikrarsızlaşır, erişim zorlaşır, toplumun en kırılgan kesimleri beslenme kalitesinden vazgeçmek zorunda kalır. Bu da sağlıktan eğitime, verimlilikten sosyal barışa kadar birçok alanda zincirleme etki üretir. Tarım Savunuculuğu, kimseyi suçlamadan, sistemi hedef alarak şunu söyler. İyi niyet yetmez, planlama gerekir. Slogan yetmez, ölçüm gerekir. Günü kurtarmak yetmez, süreklilik gerekir.

Mercimeğin sürdürülebilir üretimi demek, sadece daha çok ekmek demek değildir. Toprağın organik maddesini korumak, suyu verimli kullanmak, doğru çeşidi doğru havzada seçmek, maliyeti öngörülebilir kılmak, çiftçinin finansmana erişimini yönetmek, hasat sonrası kaybı azaltmak, piyasayı şeffaflaştırmak demektir. Yani tarım bir “faaliyet” değil, baştan sona bir yönetişim işidir. Üretim planı, çiftçiyi serbest bırakan değil, çiftçiyi pazara bağlayan bir çerçeve olmalıdır. Ürün, hangi bölgede, hangi miktarda, hangi kalite standardıyla, hangi alıcıya gidecek. Bu soruların yanıtı yoksa mercimek de tesadüfe kalır, çorba da pahalılaşır.

Bugün Tarım Savunuculuğu’nun iddiası şudur. Sofradaki çorba, toplumun ortak paydasıdır. O paydanın sürdürülebilir kalması için tarımı sadece desteklemek yetmez, tarımı yönetmek gerekir. Veriyle, kayıtla, sahadan doğrulanabilir gözlemle, erken uyarı mekanizmalarıyla, kooperatifleşmeyle, sözleşmeli üretimle ve adil pazar yapısıyla. Çünkü hangi sınıfta olursan ol, günün sonunda mercimeğe muhtaçsın. Mesele mercimeğin varlığı değil, mercimeğin yarın da var olmasıdır. Tarım Savunuculuğu tam da bunun için vardır, sofranın onurunu, emeğin karşılığını ve toprağın geleceğini aynı cümlede buluşturmak için.

Yorum Gönder

0 Yorumlar