Flash

6/recent/ticker-posts

TARIM SEKTÖRÜNE İSTEMEDEN DE OLSA ZARAR VERENLER VAR


 TARIM KONUŞMAK DEĞİL, TARIMI BİLEREK KONUŞMAK

Sahaya dayalı veri, kanıt ve çözüm üretmeyen söylem, iyi niyetle bile olsa tarımın geleceğini zayıflatır, bu yüzden Tarım Savunucuları yetiştirmeliyiz.

Tarımın gerçeklerini bilmeden, tarımla doğrudan bağı olmayan ortamlarda, toplantı salonlarında, sosyal medyada, kahvelerde, “tarım bitti”, “tarımdan para kazanılmaz” gibi genellemelerle konuşmak, çoğu zaman iyi niyet taşır. İnsanların yaşadığı zorlukları görür, duyduğu kaygıyı dile getirir. Ancak Tarım Savunuculuğu perspektifiyle şunu net söylemek gerekir. Kanıtsız söylem, niyeti ne olursa olsun, sektörün geleceğine zarar verebilir. Çünkü tarım, moral bozan cümlelerle değil, planlama, ölçüm ve uygulama disiplinleriyle ayakta kalır. Sözün etkisi büyüktür. Yanlış çerçevelenen söz, yatırım iştahını düşürür, gençlerin tarımdan uzaklaşmasını hızlandırır, çiftçinin üretim cesaretini zedeler, kamuoyunda umutsuzluk üretir.

Burada eleştiri kişiye değil, sisteme yönelmelidir. Mesele kimsenin “susması” değil, konuşanın neyi, hangi veriye dayanarak, hangi çözümle birlikte söylediğidir. Tarım konuşulacaksa, mutlaka saha ile temas eden, veri ile doğrulanabilen, kanıt mantığıyla kurulmuş bir çerçevede konuşulmalıdır. Örneğin “para kazanılmaz” demek yerine, hangi ürün grubunda maliyet baskısı var, hangi bölgede su riski büyüyor, hangi girdide fiyat oynaklığı çiftçiyi sıkıştırıyor, hangi pazarda alım garantisi eksik, hangi noktada hasat sonrası kayıp artıyor, hangi düzenleme ölçek ekonomisini engelliyor gibi somut sorular sorulmalıdır. Ardından da çözüm masaya konmalıdır. Kooperatifleşme, sözleşmeli üretim, havza bazlı planlama, girdi finansmanının doğru kurgulanması, verimlilik artışı için eğitim ve danışmanlık, izlenebilirlik ve kalite standardı gibi uygulanabilir başlıklar olmadan yapılan her tartışma, havada kalır.

Tarım Savunuculuğu bu nedenle bir “eleştiri dili” değil, bir iyileştirme dilidir. Sahadan gelen bilgiyi sistematikleştirir, gözlemi ölçülebilir hale getirir, riskleri sınıflandırır, çözümü adım adım tarif eder. Bu yaklaşımın merkezinde şu ilke vardır. Sorun anlatımı tek başına kıymetli değildir, sorun anlatımının çözüm önerisine bağlanması gerekir. Çünkü tarım bir duygu alanı değil, yüksek belirsizlikli, çok değişkenli bir üretim sistemidir. Bu sistemde konuşan kişi, en azından temel göstergeleri okumayı bilmelidir. Ürün deseni, verim, girdi kullanımı, su verimliliği, işçilik, enerji, piyasa fiyatı, alıcı yapısı, lojistik ve depolama gerçekliği, üretimin kaderini belirler.

Bu yüzden hedefimiz net olmalı. Tarımı konuşan kişileri yetiştirelim, tarımı konuşurken ne konuştuğunu bilen, sahaya dayanabilen, veriyi okuyabilen, çözüm üretebilen insanlar yetiştirelim. Yani Tarım Savunucuları. Bunun yolu da düzenli eğitim, atölye ve sahada uygulamalı öğrenmeden geçer. Tarım Savunucusu eğitimi, sadece sunum dinlemek değildir. Sahada gözlem yapmayı, veriyi doğru toplamayı, basit maliyet hesabını, risk haritası oluşturmayı, çözüm seçeneklerini kıyaslamayı ve öneriyi ölçülebilir hedeflere bağlamayı öğretmelidir. Böylece kamuoyu, şikayetle değil, kanıtlı öneri ile beslenir. Çiftçi, yalnız bırakılmaz. Gençler tarımı “kapanan bir kapı” değil, doğru modelle büyüyen bir gelecek alanı olarak görür.

Sonuç net. Tarım hakkında konuşmak kolaydır, tarımı bilerek konuşmak zor ama değerlidir. Bizim ihtiyacımız, umutsuzluğu büyüten sloganlar değil, sahayı ve veriyi ciddiye alan, çözüm üreten, güven inşa eden Tarım Savunuculuğu ekosistemidir. Bu ekosistemi kurarsak, tarımın geleceğini konuşarak değil, yönetişim kurarak güçlendiririz.

Yorum Gönder

0 Yorumlar